Avatar of Vocabulary Set A2 - Duygular

A2 Seviyesi İçinde A2 - Duygular Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'A2 Seviyesi' içinde 'A2 - Duygular' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

emotion

/ɪˈmoʊ.ʃən/

(noun) duygu, his

Örnek:

Joy is a powerful emotion.
Neşe güçlü bir duygudur.

fear

/fɪr/

(noun) korku, endişe, saygı;

(verb) korkmak, endişelenmek

Örnek:

She felt a sudden surge of fear when she heard the strange noise.
Garip sesi duyduğunda aniden bir korku dalgası hissetti.

anger

/ˈæŋ.ɡɚ/

(noun) öfke, kızgınlık;

(verb) kızdırmak, öfkelendirmek

Örnek:

His face was red with anger.
Yüzü öfkeden kıpkırmızıydı.

sadness

/ˈsæd.nəs/

(noun) üzüntü, hüzün, keder

Örnek:

A wave of sadness washed over her.
Bir hüzün dalgası onu sardı.

happiness

/ˈhæp.i.nəs/

(noun) mutluluk, sevinç

Örnek:

Her face lit up with pure happiness.
Yüzü saf mutlulukla parladı.

joy

/dʒɔɪ/

(noun) neşe, sevinç, neşe kaynağı;

(verb) sevinmek, neşe duymak

Örnek:

She felt a surge of joy when she saw her children.
Çocuklarını görünce bir sevinç dalgası hissetti.

disgust

/dɪsˈɡʌst/

(noun) tiksinme, iğrenme;

(verb) tiksinmek, iğrenmek

Örnek:

The sight of the rotten food filled her with disgust.
Çürük yiyeceklerin görüntüsü onu tiksinç bir duyguyla doldurdu.

surprise

/sɚˈpraɪz/

(noun) sürpriz, şaşkınlık, hayret;

(verb) şaşırtmak, hayrete düşürmek

Örnek:

Her sudden arrival was a complete surprise.
Onun ani gelişi tam bir sürprizdi.

trust

/trʌst/

(noun) güven, vakıf, tröst;

(verb) güvenmek, inanmak, emanet etmek

Örnek:

She placed her complete trust in her lawyer.
Avukatına tam güven duydu.

calmness

/ˈkɑːm.nəs/

(noun) sakinlik, dinginlik, huzur

Örnek:

She found a sense of calmness in nature.
Doğada bir sakinlik hissi buldu.

shame

/ʃeɪm/

(noun) utanç, ayıp, yazık;

(verb) utandırmak, ayıplamak

Örnek:

He felt a deep sense of shame for his actions.
Yaptıklarından dolayı derin bir utanç duydu.

hatred

/ˈheɪ.trɪd/

(noun) nefret, kin

Örnek:

His eyes were filled with hatred.
Gözleri nefretle doluydu.

love

/lʌv/

(noun) aşk, sevgi, sevgili;

(verb) sevmek, aşık olmak, çok sevmek

Örnek:

Their love for each other was evident to everyone.
Birbirlerine olan aşkları herkes için aşikardı.

kindness

/ˈkaɪnd.nəs/

(noun) nezaket, iyilik, şefkat

Örnek:

She showed great kindness to the new student.
Yeni öğrenciye büyük nezaket gösterdi.

sympathy

/ˈsɪm.pə.θi/

(noun) sempati, acımak, anlayış

Örnek:

I have great sympathy for those affected by the disaster.
Felaketten etkilenenlere büyük sempati duyuyorum.

amusement

/əˈmjuːz.mənt/

(noun) eğlence, keyif, neşe

Örnek:

Her story caused great amusement among the listeners.
Hikayesi dinleyiciler arasında büyük eğlenceye neden oldu.

confusion

/kənˈfjuː.ʒən/

(noun) kafa karışıklığı, şaşkınlık, karışıklık

Örnek:

There was a lot of confusion about the new rules.
Yeni kurallar hakkında çok fazla kafa karışıklığı vardı.

laugh

/læf/

(verb) gülmek;

(noun) gülüş

Örnek:

She couldn't help but laugh at his joke.
Şakasına gülmekten kendini alamadı.

cry

/kraɪ/

(verb) ağlamak, bağırmak, seslenmek;

(noun) çığlık, bağırma, ağlama

Örnek:

The baby started to cry when he was hungry.
Bebek acıktığında ağlamaya başladı.

smile

/smaɪl/

(noun) gülümseme;

(verb) gülümsemek

Örnek:

She gave a warm smile.
Sıcak bir gülümseme verdi.

frown

/fraʊn/

(noun) kaş çatma, somurtma;

(verb) kaş çatmak, somurtmak

Örnek:

She gave him a stern frown.
Ona sert bir kaş çatma verdi.

scream

/skriːm/

(noun) çığlık, bağırma;

(verb) çığlık atmak, bağırmak

Örnek:

She let out a loud scream when she saw the spider.
Örümceği görünce yüksek bir çığlık attı.

miss

/mɪs/

(verb) ıskalamak, kaçırmak, özlemek;

(noun) bayan

Örnek:

He swung the bat and missed the ball.
Sopayı salladı ve topu ıskaladı.

worry

/ˈwɝː.i/

(verb) endişelenmek, endişelendirmek, rahatsız etmek;

(noun) endişe, kaygı

Örnek:

Don't worry about a thing; everything will be fine.
Hiçbir şey için endişelenme; her şey yoluna girecek.

surprised

/sɚˈpraɪzd/

(adjective) şaşırmış, hayret etmiş

Örnek:

She was genuinely surprised by the news.
Haber karşısında gerçekten şaşırmıştı.

scared

/skerd/

(adjective) korkmuş, ürkmüş

Örnek:

She was scared of the dark.
Karanlıktan korkuyordu.

ah

/ɑː/

(exclamation) ah, oh

Örnek:

Ah, that feels so good!
Ah, bu çok iyi hissettiriyor!

oh

/oʊ/

(interjection) oh, ah

Örnek:

Oh, I didn't see you there!
Oh, seni orada görmedim!

wow

/waʊ/

(exclamation) vay canına, harika;

(verb) büyülemek, etkilemek;

(noun) başarı, zafer

Örnek:

Wow, that's an amazing view!
Vay canına, bu harika bir manzara!
Bu kelime setini Lingoland'da öğren