Avatar of Vocabulary Set Sağlık Hizmeti Sağlayıcıları

Tıp Bilimi İçinde Sağlık Hizmeti Sağlayıcıları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Tıp Bilimi' içinde 'Sağlık Hizmeti Sağlayıcıları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

nurse

/nɝːs/

(noun) hemşire;

(verb) bakmak, tedavi etmek, emzirmek

Örnek:

The nurse checked the patient's vital signs.
Hemşire hastanın hayati belirtilerini kontrol etti.

nutritionist

/nuːˈtrɪʃ.ən.ɪst/

(noun) beslenme uzmanı, diyetisyen

Örnek:

I consulted a nutritionist to help me plan a healthier diet.
Daha sağlıklı bir diyet planlamak için bir beslenme uzmanına danıştım.

occupational therapist

/ˌɑː.kjəˈpeɪ.ʃən.əl ˈθer.ə.pɪst/

(noun) ergoterapist

Örnek:

The occupational therapist helped him regain fine motor skills after his stroke.
Ergoterapist, felç geçirdikten sonra ince motor becerilerini yeniden kazanmasına yardımcı oldu.

ophthalmologist

/ˌɑːf.θælˈmɑː.lə.dʒɪst/

(noun) göz doktoru, oftalmolog

Örnek:

I need to see an ophthalmologist for my blurry vision.
Bulanık görmem için bir göz doktoruna görünmem gerekiyor.

optician

/ɑːpˈtɪʃ.ən/

(noun) optisyen

Örnek:

I need to visit the optician to get my new glasses.
Yeni gözlüğümü almak için optisyene gitmem gerekiyor.

optometrist

/ɑːpˈtɑː.mə.trɪst/

(noun) optometrist

Örnek:

I need to see an optometrist for my annual eye exam.
Yıllık göz muayenem için bir optometriste görünmem gerekiyor.

orderly

/ˈɔːr.dɚ.li/

(adjective) düzenli, tertibatlı, disiplinli;

(noun) hasta bakıcı, hastane görevlisi

Örnek:

The books were stacked in an orderly fashion on the shelves.
Kitaplar raflara düzenli bir şekilde istiflenmişti.

paramedic

/ˌper.əˈmed.ɪk/

(noun) paramedik, acil tıp teknisyeni

Örnek:

The paramedic quickly assessed the injured cyclist.
Paramedik, yaralı bisikletçiyi hızla değerlendirdi.

pa

/pɑː/

(noun) baba, peder;

(abbreviation) ses sistemi, anons sistemi

Örnek:

My pa always told me to work hard.
Babam her zaman çok çalışmamı söylerdi.

attendant

/əˈten.dənt/

(noun) görevli, refakatçi, hizmetli;

(adjective) eşlik eden, beraberindeki

Örnek:

The flight attendant served drinks to the passengers.
Uçuş görevlisi yolculara içecek servisi yaptı.

caregiver

/ˈkerˌɡɪv.ɚ/

(noun) bakıcı, gözetmen

Örnek:

The elderly woman's caregiver helps her with daily tasks.
Yaşlı kadının bakıcısı günlük işlerinde ona yardım ediyor.

caretaker

/ˈkerˌteɪ.kɚ/

(noun) hademe, bakıcı, vasisi

Örnek:

The school caretaker is responsible for maintaining the premises.
Okul hademesi, tesislerin bakımından sorumludur.

physiotherapist

/ˌfɪz.i.oʊˈθer.ə.pɪst/

(noun) fizyoterapist

Örnek:

The physiotherapist helped me recover from my knee injury.
Fizyoterapist diz sakatlığımdan kurtulmama yardımcı oldu.

speech therapist

/ˈspiːtʃ ˌθer.ə.pɪst/

(noun) konuşma terapisti, dil ve konuşma terapisti

Örnek:

The child started seeing a speech therapist to improve his articulation.
Çocuk, artikülasyonunu geliştirmek için bir konuşma terapisti ile görüşmeye başladı.

senior nursing officer

/ˈsiːnjər ˈnɜːrsɪŋ ˈɔːfɪsər/

(noun) kıdemli hemşirelik görevlisi, başhemşire

Örnek:

The senior nursing officer conducted the annual performance reviews for all nurses.
Kıdemli hemşirelik görevlisi, tüm hemşireler için yıllık performans değerlendirmelerini yaptı.

sister

/ˈsɪs.tɚ/

(noun) kız kardeş, abla, meslektaş

Örnek:

My older sister lives in London.
Ablam Londra'da yaşıyor.

specialist

/ˈspeʃ.əl.ɪst/

(noun) uzman, mütehassıs;

(adjective) uzmanlık, özel

Örnek:

She is a specialist in ancient Roman history.
Antik Roma tarihi konusunda bir uzmandır.

emt

/ˌiː.emˈtiː/

(abbreviation) acil tıp teknisyeni, paramedik

Örnek:

The EMT quickly assessed the injured person at the scene of the accident.
Acil tıp teknisyeni, kaza yerindeki yaralıyı hızla değerlendirdi.

therapist

/ˈθer.ə.pɪst/

(noun) terapist

Örnek:

She decided to see a therapist to help with her anxiety.
Anksiyetesi için bir terapist görmeye karar verdi.

herbalist

/ˈɝː.bəl.ɪst/

(noun) bitki uzmanı, aktar

Örnek:

The herbalist recommended a blend of teas for my cold.
Bitki uzmanı soğuk algınlığım için bir çay karışımı önerdi.

epidemiologist

/ˌep.ə.diːmiˈɑː.lə.dʒɪst/

(noun) epidemiyolog

Örnek:

The epidemiologist tracked the outbreak of the new virus.
Epidemiyolog yeni virüsün salgınını takip etti.

nurse practitioner

/ˈnɝːs prækˌtɪʃ.ən.ɚ/

(noun) hemşire pratisyen

Örnek:

The nurse practitioner diagnosed my illness and prescribed medication.
Hemşire pratisyen hastalığımı teşhis etti ve ilaç yazdı.

registered nurse

/ˌredʒ.ɪ.stɚd ˈnɝːs/

(noun) kayıtlı hemşire

Örnek:

The registered nurse administered the medication.
Kayıtlı hemşire ilacı uyguladı.

licensed practical nurse

/ˌlaɪ.sənst ˌpræk.tɪ.kəl ˈnɜːrs/

(noun) lisanslı pratik hemşire, yardımcı hemşire

Örnek:

The licensed practical nurse checked the patient's vital signs.
Lisanslı pratik hemşire hastanın yaşamsal belirtilerini kontrol etti.

cna

/ˌsiː.enˈeɪ/

(abbreviation) Sertifikalı Hemşire Yardımcısı

Örnek:

The CNA helped the patient with their daily hygiene.
CNA hastanın günlük hijyenine yardımcı oldu.

hypnotist

/ˈhɪp.nə.tɪst/

(noun) hipnozcu

Örnek:

The hypnotist helped the patient overcome their fear of flying.
Hipnozcu, hastanın uçuş korkusunu yenmesine yardımcı oldu.

hygienist

/haɪˈdʒen.ɪst/

(noun) hijyenist, diş hijyenisti

Örnek:

My dental hygienist recommended I floss daily.
Diş hijyenistim her gün diş ipi kullanmamı önerdi.

doula

/ˈduː.lə/

(noun) doula, doğum destekçisi

Örnek:

Our doula helped us create a birth plan and provided emotional support during labor.
Doula'mız doğum planı oluşturmamıza yardımcı oldu ve doğum sırasında duygusal destek sağladı.

aromatherapist

/əˌroʊ.məˈθer.ə.pɪst/

(noun) aromaterapist

Örnek:

The aromatherapist recommended lavender oil for relaxation.
Aromaterapist, rahatlama için lavanta yağı önerdi.

acupuncturist

/ˈæk.jə.pʌŋk.tʃɚ.ɪst/

(noun) akupunktur uzmanı, akupunkturcu

Örnek:

The acupuncturist inserted thin needles into specific points on my body to relieve pain.
Akupunktur uzmanı, ağrıyı gidermek için vücudumdaki belirli noktalara ince iğneler batırdı.

clinician

/klɪˈnɪʃ.ən/

(noun) klinisyen, hekim

Örnek:

The clinician carefully examined the patient's symptoms.
Klinisyen hastanın semptomlarını dikkatlice inceledi.

consultant

/kənˈsʌl.tənt/

(noun) danışman, konsültan

Örnek:

The company hired a marketing consultant to improve their sales strategy.
Şirket, satış stratejilerini geliştirmek için bir pazarlama danışmanı tuttu.

healer

/-lɚ/

(noun) şifacı, teselli edici

Örnek:

The village sought help from a traditional healer for their ailments.
Köy, rahatsızlıkları için geleneksel bir şifacıdan yardım istedi.

homeopath

/ˈhoʊ.mi.oʊ.pæθ/

(noun) homeopat

Örnek:

She decided to consult a homeopath for her chronic migraines.
Kronik migrenleri için bir homeopata danışmaya karar verdi.

naturopath

/ˈneɪ.tʃɚ.ə.pæθ/

(noun) naturopat, doğal tıp uzmanı

Örnek:

She decided to consult a naturopath for her chronic fatigue.
Kronik yorgunluğu için bir naturopat ile görüşmeye karar verdi.

analyst

/ˈæn.ə.lɪst/

(noun) analist

Örnek:

The financial analyst predicted a market downturn.
Finans analisti piyasada bir düşüş öngördü.

dental hygienist

/ˈden.təl haɪˈdʒiː.nɪst/

(noun) diş hijyenisti, ağız hijyenisti

Örnek:

The dental hygienist gave me a thorough cleaning and flossing.
Diş hijyenisti bana kapsamlı bir temizlik ve diş ipi uygulaması yaptı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren