Avatar of Vocabulary Set İç Çamaşırı, Gece Giyimi ve Ev Giyimi

Kıyafet ve Moda İçinde İç Çamaşırı, Gece Giyimi ve Ev Giyimi Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Kıyafet ve Moda' içinde 'İç Çamaşırı, Gece Giyimi ve Ev Giyimi' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

nightgown

/ˈnaɪt.ɡaʊn/

(noun) gecelik, pijama

Örnek:

She slipped into her silk nightgown before going to sleep.
Uyumadan önce ipek geceliğini giydi.

lingerie

/ˌlɑːn.ʒəˈreɪ/

(noun) iç çamaşırı, fantezi iç çamaşırı

Örnek:

She bought some beautiful lace lingerie for her wedding night.
Düğün gecesi için güzel dantelli iç çamaşırı aldı.

slip

/slɪp/

(verb) kaymak, patinaj yapmak, sıyrılmak;

(noun) hata, sürçme, fiş

Örnek:

Be careful not to slip on the wet floor.
Islak zeminde kaymamaya dikkat et.

bra

/brɑː/

(noun) sütyen

Örnek:

She bought a new lace bra.
Yeni bir dantelli sütyen aldı.

bandeau

/bænˈdoʊ/

(noun) bandana, saç bandı

Örnek:

She wore a silk bandeau to keep her hair out of her face.
Saçlarını yüzünden uzak tutmak için ipek bir bandana taktı.

petticoat

/ˈpet̬.ɪ.koʊt/

(noun) eteklik, jüpon

Örnek:

She wore a lace-trimmed petticoat under her wedding dress.
Gelinliğinin altına dantel işlemeli bir eteklik giymişti.

thong

/θɑːŋ/

(noun) kayış, şerit, tanga

Örnek:

He used a leather thong to tie the bundle.
Paketi bağlamak için deri bir kayış kullandı.

panties

/ˈpæn.t̬iz/

(plural noun) külot, kadın iç çamaşırı

Örnek:

She bought a new pair of lace panties.
Yeni bir dantelli külot aldı.

girdle

/ˈɡɝː.dəl/

(noun) korse, kuşak, kemer;

(verb) çevrelemek, kuşatmak

Örnek:

She wore a girdle under her dress for a smoother silhouette.
Daha düzgün bir siluet için elbisesinin altına bir korse giydi.

gown

/ɡaʊn/

(noun) elbise, cüppe, kaftan

Örnek:

She wore a beautiful silk gown to the ball.
Balo için güzel bir ipek elbise giydi.

dressing gown

/ˈdres.ɪŋ ˌɡaʊn/

(noun) bornoz, sabahlık

Örnek:

He put on his dressing gown after getting out of bed.
Yataktan kalktıktan sonra bornozunu giydi.

camisole

/ˈkæm.ɪ.soʊl/

(noun) kamisol, iç çamaşırı

Örnek:

She wore a silk camisole under her blouse.
Bluzunun altına ipek bir kamisol giydi.

body stocking

/ˈbɑː.di ˌstɑː.kɪŋ/

(noun) vücut çorabı, tek parça iç giyim

Örnek:

She wore a black lace body stocking under her evening gown.
Abiye elbisesinin altına siyah dantelli bir vücut çorabı giydi.

shapewear

/ˈʃeɪp.wer/

(noun) şekillendirici iç çamaşırı, korse

Örnek:

She wore shapewear under her dress for a more streamlined look.
Daha düzgün bir görünüm için elbisesinin altına şekillendirici iç çamaşırı giydi.

corset

/ˈkɔːr.sət/

(noun) korse;

(verb) korselemek, sıkıca bağlamak

Örnek:

She wore a beautiful lace corset under her gown.
Elbisesinin altına güzel bir dantel korse giymişti.

bloomers

/ˈbluː.mərz/

(plural noun) bol pantolon, kadın şalvarı, bol iç çamaşırı

Örnek:

Victorian women wore bloomers for exercise.
Viktorya dönemi kadınları egzersiz için bol pantolonlar giyerdi.

knickers

/ˈnɪk.ɚz/

(plural noun) külot, kadın iç çamaşırı

Örnek:

She bought a new pair of lace knickers.
Yeni bir dantelli külot aldı.

shorts

/ʃɔːrts/

(plural noun) şort

Örnek:

He wore a T-shirt and shorts to the beach.
Plaja tişört ve şort giydi.

boxer shorts

/ˈbɑːk.sər ˌʃɔːrts/

(plural noun) boxer şort, boxer

Örnek:

He prefers wearing comfortable boxer shorts to briefs.
Külot yerine rahat boxer şort giymeyi tercih ediyor.

briefs

/brifs/

(plural noun) külot, slip, brifing;

(verb) bilgilendirmek, brifing vermek

Örnek:

He prefers to wear briefs instead of boxers.
Boksör yerine külot giymeyi tercih ediyor.

singlet

/ˈsɪŋ.ɡlət/

(noun) atlet, fanila, kolsuz tişört

Örnek:

He wore a white singlet under his shirt.
Gömleğinin altına beyaz bir atlet giydi.

athletic supporter

/ˌæθ.let.ɪk səˈpɔːr.t̬ɚ/

(noun) atletik destekleyici, kasık koruyucu

Örnek:

He wore an athletic supporter during the football game.
Futbol maçı sırasında atletik destekleyici giydi.

smoking jacket

/ˈsmoʊkɪŋ ˌdʒækɪt/

(noun) sigara ceketi, ev ceketi

Örnek:

He put on his velvet smoking jacket before settling down with a book.
Kitap okumadan önce kadife sigara ceketini giydi.

nightshirt

/ˈnaɪt.ʃɝːt/

(noun) gecelik

Örnek:

He put on his comfortable cotton nightshirt before going to sleep.
Uyumadan önce rahat pamuklu geceliğini giydi.

long underwear

/ˌlɔŋ ˈʌndərwer/

(noun) uzun iç çamaşırı, termal içlik

Örnek:

He put on his long underwear before heading out into the snow.
Karlı havaya çıkmadan önce uzun iç çamaşırını giydi.

pajamas

/pəˈdʒɑː.məz/

(noun) pijama

Örnek:

She changed into her comfortable pajamas before bed.
Yatmadan önce rahat pijamalarını giydi.

underclothes

/ˈʌn.dɚ.kloʊðz/

(plural noun) iç çamaşırı, iç giyim

Örnek:

She packed her underclothes neatly in the suitcase.
İç çamaşırlarını bavula düzenli bir şekilde yerleştirdi.

underpants

/ˈʌn.dɚ.pænts/

(plural noun) külot, iç çamaşırı

Örnek:

He put on a clean pair of underpants after his shower.
Duştan sonra temiz bir külot giydi.

pants

/pænts/

(plural noun) pantolon, külot, iç çamaşırı;

(verb) solumak, nefes nefese kalmak

Örnek:

He was wearing a pair of blue denim pants.
Mavi kot pantolon giyiyordu.

basque

/bæsk/

(noun) Bask, Baskça;

(adjective) Bask

Örnek:

The Basque people have a unique culture and language.
Bask halkının eşsiz bir kültürü ve dili vardır.

housecoat

/ˈhaʊs.koʊt/

(noun) sabahlık, ev giysisi

Örnek:

She slipped into her comfortable housecoat after a long day.
Uzun bir günün ardından rahat sabahlığını giydi.

negligée

/ˌneɡ.lɪˈʒeɪ/

(noun) jüpon, gecelik

Örnek:

She wore a delicate silk negligée to bed.
Yatağa narin bir ipek jüpon giydi.

shift

/ʃɪft/

(noun) kayma, değişim, vardiya;

(verb) kaydırmak, yer değiştirmek, vites değiştirmek

Örnek:

There has been a significant shift in public opinion.
Kamuoyunda önemli bir kayma oldu.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren