Üretim İçinde İş Unvanları ve Pozisyonlar Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Üretim' içinde 'İş Unvanları ve Pozisyonlar' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /ˈsuː.pɚ.vaɪ.zɚ/
(noun) amir, denetçi
Örnek:
My supervisor approved my leave request.
Amirim izin talebimi onayladı.
/ˈmæn.ə.dʒɚ/
(noun) yönetici, müdür, menajer
Örnek:
The project manager approved the new budget.
Proje yöneticisi yeni bütçeyi onayladı.
/ˈtes.tɚ/
(noun) test uzmanı, deneyici, test cihazı
Örnek:
The software tester found several bugs before the release.
Yazılım test uzmanı, sürümden önce birkaç hata buldu.
/ˌen.dʒɪˈnɪr/
(noun) mühendis;
(verb) tasarlamak, inşa etmek, ayarlamak
Örnek:
My brother is a software engineer.
Kardeşim bir yazılım mühendisi.
/ˈɑː.pə.reɪ.t̬ɚ/
(noun) operatör, işletmeci, şirket
Örnek:
The crane operator carefully lifted the heavy beam.
Vinç operatörü ağır kirişi dikkatlice kaldırdı.
/məˈkæn.ɪk/
(noun) tamirci, mekaniker
Örnek:
The car broke down, so I called a mechanic.
Araba bozuldu, bu yüzden bir tamirci çağırdım.
/ˌɪl.ekˈtrɪʃ.ən/
(noun) elektrikçi
Örnek:
We need to call an electrician to fix the wiring.
Kablolamayı tamir etmesi için bir elektrikçi çağırmamız gerekiyor.
/ɪnˈspek.tɚ/
(noun) müfettiş, denetçi, polis müfettişi
Örnek:
The health inspector visited the restaurant.
Sağlık müfettişi restoranı ziyaret etti.
/əˈsem.blɚ/
(noun) montajcı, birleştirici, derleyici
Örnek:
The car factory employs many skilled assemblers.
Otomobil fabrikası birçok yetenekli montajcı istihdam etmektedir.
/ˈwel.dɚ/
(noun) kaynakçı
Örnek:
The welder carefully joined the two steel beams.
Kaynakçı iki çelik kirişi dikkatlice birleştirdi.
/ˈpæk.ɚ/
(noun) paketleyici, paketleme makinesi, seyahat eden
Örnek:
The fruit packer carefully placed the apples into the boxes.
Meyve paketleyicisi elmaları dikkatlice kutulara yerleştirdi.
/ˈɪnvənˌtɔːri ˈmænɪdʒər/
(noun) envanter yöneticisi, stok müdürü
Örnek:
The new inventory manager implemented a more efficient tracking system.
Yeni envanter yöneticisi daha verimli bir takip sistemi uyguladı.
/prəˈkjʊr.mənt ˈɑː.fɪ.sər/
(noun) satın alma görevlisi, tedarik sorumlusu
Örnek:
The procurement officer negotiated a better deal with the supplier.
Satın alma görevlisi tedarikçiyle daha iyi bir anlaşma müzakere etti.
/ˈriː.sɝː.tʃɚ/
(noun) araştırmacı
Örnek:
The researcher published a groundbreaking study on climate change.
Araştırmacı, iklim değişikliği üzerine çığır açan bir çalışma yayınladı.
/ˈplæn.ɚ/
(noun) planlamacı, planlayıcı, ajanda
Örnek:
The urban planner presented the new city development project.
Şehir planlamacısı yeni şehir geliştirme projesini sundu.
/tekˈnɪʃ.ən/
(noun) teknisyen
Örnek:
She is a skilled lab technician.
O yetenekli bir laboratuvar teknisyenidir.