Sağlık Bilimleri İçinde Bir Hastanedeki Bölümler ve Birimler Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'Sağlık Bilimleri' içinde 'Bir Hastanedeki Bölümler ve Birimler' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğrenaccident and emergency department
/ˈæk.sɪ.dənt ənd ɪˈmɜː.dʒən.si dɪˈpɑːrt.mənt/
(noun) acil servis, acil bölümü
Örnek:
He was rushed to the accident and emergency department after the car crash.
Araba kazasından sonra acil servise kaldırıldı.
/ˈblʌd bæŋk/
(noun) kan bankası
Örnek:
The hospital has its own blood bank for emergencies.
Hastane, acil durumlar için kendi kan bankasına sahiptir.
/kænˈtiːn/
(noun) yemekhane, kantin, matara
Örnek:
We usually have lunch in the company canteen.
Genellikle şirket yemekhanesinde öğle yemeği yeriz.
/ˈkɔːrəneri ker ˈjuːnɪt/
(noun) koroner yoğun bakım ünitesi, KYBÜ
Örnek:
After his heart attack, he was admitted to the coronary care unit.
Kalp krizinden sonra koroner yoğun bakım ünitesine alındı.
/kənˈsʌl.tɪŋ ˌruːm/
(noun) muayene odası, danışma odası
Örnek:
The doctor led the patient into the consulting room.
Doktor hastayı muayene odasına götürdü.
/dɪˈlɪv.ər.i ˌruːm/
(noun) doğum odası
Örnek:
The expectant parents waited anxiously outside the delivery room.
Bekleyen ebeveynler doğum odasının dışında endişeyle bekliyordu.
/dɪˈspen.sɚ.i/
(noun) eczane, dispanser, esrar dispanseri
Örnek:
The nurse directed me to the hospital dispensary to pick up my prescription.
Hemşire beni reçetemi almak için hastane eczaneye yönlendirdi.
/ɪˈmɜːr.dʒən.si ˌruːm/
(noun) acil servis, acil durum odası
Örnek:
He was rushed to the emergency room after the accident.
Kazadan sonra acil servise kaldırıldı.
/ˌhaɪ dɪˈpen.dən.si ˌjuː.nɪt/
(noun) yüksek bağımlılık ünitesi, HDU
Örnek:
After surgery, he was transferred to the high dependency unit for close monitoring.
Ameliyattan sonra yakın takip için yüksek bağımlılık ünitesine nakledildi.
/ˈhaʊs.kiː.pɪŋ/
(noun) ev işleri, ev idaresi, yönetim
Örnek:
She takes care of all the housekeeping duties.
Tüm ev işleri görevlerini o halleder.
/ɪnˌtensɪv ˈker juːnɪt/
(noun) yoğun bakım ünitesi, YBÜ
Örnek:
The patient was transferred to the intensive care unit after surgery.
Hasta ameliyattan sonra yoğun bakım ünitesine nakledildi.
/ˈlæb.rə.tɔːr.i/
(noun) laboratuvar, lab
Örnek:
The scientists conducted experiments in the laboratory.
Bilim insanları deneyleri laboratuvarda yaptı.
/ˈmɔːr.tʃu.er.i/
(noun) morg, cenaze evi;
(adjective) cenaze, morgla ilgili
Örnek:
The body was transported to the mortuary.
Ceset morga nakledildi.
/ˈnɝː.sɚ.i/
(noun) çocuk odası, bebek odası, kreş
Örnek:
The baby's nursery is decorated with pastel colors.
Bebeğin çocuk odası pastel renklerle dekore edilmiştir.
/ˈɑː.pə.reɪ.tɪŋ ˌruːm/
(noun) ameliyathane
Örnek:
The patient was wheeled into the operating room for surgery.
Hasta ameliyat için ameliyathaneye alındı.
/ˈfɑːr.mə.si/
(noun) eczane, eczacılık, ilaç bilimi
Örnek:
I need to go to the pharmacy to pick up my prescription.
Reçetemi almak için eczaneye gitmem gerekiyor.
/ˈsɪk.ruːm/
(noun) hasta odası, revir
Örnek:
The nurse prepared the sickroom for the patient.
Hemşire, hasta için hasta odasını hazırladı.