Avatar of Vocabulary Set Miktarı artırın

Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Miktarı artırın Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'Genel IELTS Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Miktarı artırın' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

replete

/rɪˈpliːt/

(adjective) dolu, mevcut, tok

Örnek:

The book is replete with photographs and maps.
Kitap fotoğraflar ve haritalarla dolu.

stuffed

/stʌft/

(adjective) doldurulmuş, tıka basa dolu, tıkalı

Örnek:

The children loved the stuffed animals.
Çocuklar doldurulmuş hayvanları çok sevdi.

sufficient

/səˈfɪʃ.ənt/

(adjective) yeterli, kafi

Örnek:

We have sufficient resources to complete the project.
Projeyi tamamlamak için yeterli kaynağımız var.

plenteous

/ˈplen.t̬i.əs/

(adjective) bol, bereketli

Örnek:

The farmers were grateful for the plenteous harvest this year.
Çiftçiler bu yılki bol hasat için minnettardı.

increased

/ɪnˈkriːst/

(adjective) artmış, yükselmiş

Örnek:

There has been an increased demand for organic products.
Organik ürünlere olan talep arttı.

copious

/ˈkoʊ.pi.əs/

(adjective) bol, bereketli

Örnek:

She took copious notes during the lecture.
Ders sırasında bol miktarda not aldı.

ample

/ˈæm.pəl/

(adjective) yeterli, bol, geniş

Örnek:

There is ample evidence to support the claim.
İddiayı desteklemek için yeterli kanıt var.

endless

/ˈend.ləs/

(adjective) sonsuz, bitmeyen, bitmek bilmeyen

Örnek:

The desert stretched out before them, an endless expanse of sand.
Çöl önlerinde uzanıyordu, sonsuz bir kum denizi.

amplification

/ˌæm.plə.fəˈkeɪ.ʃən/

(noun) yükseltme, amplifikasyon, büyütme

Örnek:

The concert hall had excellent sound amplification.
Konser salonunda mükemmel ses yükseltme vardı.

upturn

/ˈʌp.tɝːn/

(noun) iyileşme, yükseliş, canlanma;

(verb) yukarı çevirmek, alabora olmak

Örnek:

The economy is showing signs of an upturn.
Ekonomi bir iyileşme belirtileri gösteriyor.

surge

/sɝːdʒ/

(noun) dalgalanma, akın, artış;

(verb) dalgalanmak, akın etmek, artmak

Örnek:

A sudden surge of water broke through the dam.
Barajı ani bir su dalgalanması yıktı.

augment

/ɑːɡˈment/

(verb) artırmak, çoğaltmak, büyütmek

Örnek:

The goal is to augment the existing data with new information.
Amaç, mevcut verileri yeni bilgilerle artırmaktır.

inflate

/ɪnˈfleɪt/

(verb) şişirmek, şişmek, abartmak

Örnek:

He used a pump to inflate the bicycle tires.
Bisiklet lastiklerini şişirmek için pompa kullandı.

multiply

/ˈmʌl.tə.plaɪ/

(verb) çoğalmak, artırmak, çarpmak

Örnek:

The bacteria will multiply rapidly in warm conditions.
Bakteriler sıcak koşullarda hızla çoğalacaktır.

mushroom

/ˈmʌʃ.ruːm/

(noun) mantar;

(verb) hızla büyümek, çoğalmak

Örnek:

She picked wild mushrooms in the forest.
Ormanda yabani mantar topladı.

mount

/maʊnt/

(noun) dağ, tepe;

(verb) çıkmak, binmek, monte etmek

Örnek:

We hiked to the top of the mount.
Dağın tepesine yürüdük.

pile up

/paɪl ʌp/

(phrasal verb) birikmek, yığılmak, zincirleme kaza yapmak

Örnek:

The dirty dishes started to pile up in the sink.
Kirli bulaşıklar lavaboda birikmeye başladı.

rocket

/ˈrɑː.kɪt/

(noun) roket, roka;

(verb) fırlamak, hızla yükselmek

Örnek:

The rocket launched into space with a powerful roar.
Roket güçlü bir kükremeyle uzaya fırlatıldı.

scale up

/skeɪl ʌp/

(phrasal verb) artırmak, genişletmek

Örnek:

We need to scale up our production to meet demand.
Talebi karşılamak için üretimimizi artırmamız gerekiyor.

swell

/swel/

(verb) şişmek, kabarmak;

(noun) dalgalanma, şişkinlik;

(adjective) harika, şahane

Örnek:

His ankle started to swell after the fall.
Düşüşten sonra ayak bileği şişmeye başladı.

shoot up

/ʃuːt ʌp/

(phrasal verb) hızla büyümek, fırlamak, hızla artmak

Örnek:

The plants shot up after the rain.
Yağmurdan sonra bitkiler hızla büyüdü.

amp up

/æmp ʌp/

(phrasal verb) artırmak, güçlendirmek, heyecanlandırmak

Örnek:

The band decided to amp up the volume for the final song.
Grup son şarkı için sesi yükseltmeye karar verdi.

ramp up

/ræmp ʌp/

(phrasal verb) artırmak, hızlandırmak;

(noun) artış, hızlanma

Örnek:

The company plans to ramp up production of its new smartphone.
Şirket, yeni akıllı telefonunun üretimini artırmayı planlıyor.

proliferate

/prəˈlɪf.ə.reɪt/

(verb) hızla çoğalmak, yayılmak

Örnek:

Small businesses have proliferated in the last ten years.
Küçük işletmeler son on yılda hızla çoğaldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren