Avatar of Vocabulary Set Müzik

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9) İçinde Müzik Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 8-9)' içinde 'Müzik' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

reverberation

/rɪˌvɝː.bəˈreɪ.ʃən/

(noun) yankı, çınlama, etki

Örnek:

The reverberation of the thunder filled the valley.
Gök gürültüsünün yankısı vadiyi doldurdu.

encore

/ˈɑːŋ.kɔːr/

(noun) bis;

(exclamation) bis!;

(verb) bis istemek

Örnek:

The band played an encore after the enthusiastic applause.
Grup, coşkulu alkışların ardından bir bis çaldı.

duet

/duːˈet/

(noun) düet, ikili, çift;

(verb) düet yapmak

Örnek:

They performed a beautiful duet on stage.
Sahnede güzel bir düet sergilediler.

coda

/ˈkoʊ.də/

(noun) koda, son bölüm, sonuç

Örnek:

The symphony ended with a powerful coda.
Senfoni güçlü bir koda ile sona erdi.

arpeggio

/ɑːrˈpedʒ.i.oʊ/

(noun) arpej

Örnek:

The pianist played a beautiful arpeggio across the keys.
Piyanist tuşlar üzerinde güzel bir arpej çaldı.

atonality

/ˌeɪ.toʊˈnæl.ə.ti/

(noun) atonality, atonalite

Örnek:

Schoenberg's early works explored the concept of atonality.
Schoenberg'in erken dönem eserleri atonality kavramını keşfetti.

counterpoint

/ˈkaʊn.t̬ɚ.pɔɪnt/

(noun) kontrpuan, karşıtlık, zıtlık;

(verb) karşıtlık oluşturmak, zıtlık yaratmak

Örnek:

Bach's fugues are masterpieces of counterpoint.
Bach'ın fügleri kontrpuanın başyapıtlarıdır.

discord

/ˈdɪs.kɔːrd/

(noun) anlaşmazlık, uyumsuzluk, çekişme;

(verb) anlaşmazlığa düşmek, uyumsuz olmak;

(trademark) Discord, Discord platformu

Örnek:

There was much discord among the committee members.
Komite üyeleri arasında çok fazla anlaşmazlık vardı.

libretto

/lɪˈbret̬.oʊ/

(noun) libretto, opera metni

Örnek:

The composer collaborated with a poet to write the libretto for the new opera.
Besteci, yeni opera için librettoyu yazmak üzere bir şairle işbirliği yaptı.

rendition

/renˈdɪʃ.ən/

(noun) yorum, icra, tasvir

Örnek:

Her rendition of the classic song was breathtaking.
Klasik şarkının onun yorumlaması nefes kesiciydi.

discography

/dɪˈskɑː.ɡrə.fi/

(noun) diskografi, fonograf kayıtlarının incelenmesi, kaydedilmiş eserler listesi

Örnek:

His passion for music led him to specialize in discography.
Müziğe olan tutkusu onu diskografi alanında uzmanlaşmaya yöneltti.

tracklist

/ˈtræk.lɪst/

(noun) şarkı listesi, parça listesi

Örnek:

The album's tracklist was announced yesterday.
Albümün şarkı listesi dün açıklandı.

video jockey

/ˈvɪd.i.oʊ ˌdʒɑː.ki/

(noun) video jokey, VJ

Örnek:

The video jockey announced the next hit song.
Video jokey bir sonraki hit şarkıyı duyurdu.

cadenza

/kəˈden.zə/

(noun) kadans

Örnek:

The pianist performed a brilliant cadenza in the final movement of the concerto.
Piyanist, konçertonun son bölümünde parlak bir kadans sergiledi.

chaconne

/ʃəˈkɑːn/

(noun) çakon

Örnek:

Bach's Chaconne from the Partita in D minor is a masterpiece for solo violin.
Bach'ın Re minör Partita'sındaki Chaconne, solo keman için bir başyapıttır.

ditty

/ˈdɪt̬.i/

(noun) şarkıcık, basit şarkı

Örnek:

He hummed a cheerful ditty as he worked.
Çalışırken neşeli bir şarkı mırıldandı.

rhapsody

/ˈræp.sə.di/

(noun) rapsodi, coşkulu ifade, müzik eseri

Örnek:

He launched into a rhapsody about the beauty of the mountains.
Dağların güzelliği hakkında bir rapsodiye başladı.

repertoire

/ˈrep.ɚ.twɑːr/

(noun) repertuvar, yelpaze, beceri

Örnek:

The opera singer has an impressive repertoire of arias.
Opera sanatçısının etkileyici bir arya repertuvarı var.

treble

/ˈtreb.əl/

(noun) tiz ses, soprano, üçlü;

(verb) üç katına çıkarmak, üç katına çıkmak;

(adjective) üçlü, üç parçalı

Örnek:

The choir's treble section sang beautifully.
Koronun tiz bölümü güzel şarkı söyledi.

octave

/ˈɑːk.tɪv/

(noun) oktav, sekizli grup

Örnek:

The singer hit a high octave with ease.
Şarkıcı yüksek bir oktavı kolayca tutturdu.

clef

/klef/

(noun) anahtar

Örnek:

The treble clef is used for higher-pitched instruments.
Tiz anahtarı, daha yüksek perdeli enstrümanlar için kullanılır.

maestro

/ˈmaɪ.stroʊ/

(noun) maestro, orkestra şefi, usta

Örnek:

The renowned maestro led the orchestra in a breathtaking performance.
Ünlü maestro, orkestrayı nefes kesen bir performansta yönetti.

crossover

/ˈkrɑːs.oʊ.vɚ/

(noun) geçiş noktası, kesişim, crossover;

(verb) geçiş yapmak, bir alandan diğerine geçmek

Örnek:

The pedestrian used the designated crossover to get to the other side of the road.
Yaya, yolun diğer tarafına geçmek için belirlenmiş geçidi kullandı.

resolution

/ˌrez.əˈluː.ʃən/

(noun) karar, azmetme, çözüm

Örnek:

He made a New Year's resolution to exercise more.
Daha fazla egzersiz yapmak için bir Yeni Yıl kararı aldı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren