Avatar of Vocabulary Set Pişmanlık ve Üzüntü

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7) İçinde Pişmanlık ve Üzüntü Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 6-7)' içinde 'Pişmanlık ve Üzüntü' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

wail

/weɪl/

(verb) feryat etmek, uğuldamak;

(noun) feryat, uğultu

Örnek:

The baby began to wail as soon as his mother left the room.
Annesi odadan çıkar çıkmaz bebek feryat etmeye başladı.

bewail

/bɪˈweɪl/

(verb) yakınmak, ağıt yakmak

Örnek:

He bewailed his misfortune to anyone who would listen.
Kötü talihini dinlemek isteyen herkese yakındı.

atone

/əˈtoʊn/

(verb) telafi etmek, günah çıkarmak

Örnek:

He wanted to atone for his past mistakes.
Geçmişteki hatalarını telafi etmek istedi.

rue

/ruː/

(verb) pişman olmak, hayıflanmak;

(noun) sedef otu

Örnek:

He will rue the day he crossed me.
Bana karşı geldiği günü pişmanlıkla anacak.

lament

/ləˈment/

(noun) ağıt, yakınma;

(verb) ağıt yakmak, yakınmak

Örnek:

Her lament for her lost child was heartbreaking.
Kaybettiği çocuğu için ağıtı yürek parçalayıcıydı.

bemoan

/bɪˈmoʊn/

(verb) yakınmak, hayıflanmak

Örnek:

Researchers bemoan the lack of funding for the project.
Araştırmacılar proje için finansman eksikliğinden yakınıyorlar.

recant

/rɪˈkænt/

(verb) caymak, sözünü geri almak

Örnek:

He was forced to recant his political beliefs under pressure.
Baskı altında siyasi inançlarını geri çekmeye zorlandı.

despair

/dɪˈsper/

(noun) umutsuzluk;

(verb) umutsuzluğa kapılmak

Örnek:

He fell into despair after losing his job.
İşini kaybettikten sonra umutsuzluğa düştü.

deplore

/dɪˈplɔːr/

(verb) kınamak, esef etmek

Örnek:

We deplore the use of violence against innocent civilians.
Masum sivillere karşı şiddet uygulanmasını kınıyoruz.

sob

/sɑːb/

(verb) hıçkıra hıçkıra ağlamak;

(noun) hıçkırık

Örnek:

She began to sob uncontrollably after hearing the news.
Haberi duyduktan sonra kontrolsüzce hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

contrite

/ˈkɑːn.traɪt/

(adjective) pişman, tövbekar

Örnek:

He looked so contrite that for a moment she nearly believed him.
O kadar pişman görünüyordu ki bir an için ona neredeyse inanacaktı.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren