Avatar of Vocabulary Set Olumsuz insan özellikleri

IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Olumsuz insan özellikleri Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste

'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Olumsuz insan özellikleri' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...

Bu kelime setini Lingoland'da öğren

Şimdi Öğren

neglectful

/nɪˈɡlekt.fəl/

(adjective) ihmalkar, kayıtsız

Örnek:

The court found that the parents had been neglectful of their children's needs.
Mahkeme, ebeveynlerin çocuklarının ihtiyaçlarını ihmal ettiğine karar verdi.

insensitive

/ɪnˈsen.sə.t̬ɪv/

(adjective) duyarsız, kalpsiz, etkilenmeyen

Örnek:

His comment about her weight was completely insensitive.
Kilosu hakkındaki yorumu tamamen duyarsızdı.

thoughtless

/ˈθɑːt.ləs/

(adjective) düşüncesiz, patavatsız, umursamaz

Örnek:

It was thoughtless of him to not offer her a seat.
Ona yer teklif etmemesi düşüncesizceydi.

careless

/ˈker.ləs/

(adjective) dikkatsiz, ihmalkar, umursamaz

Örnek:

It was careless of him to leave the door unlocked.
Kapıyı açık bırakması dikkatsizlikti.

lazy

/ˈleɪ.zi/

(adjective) tembel, miskin, yavaş

Örnek:

He's too lazy to clean his room.
Odasını temizlemek için çok tembel.

cruel

/ˈkruː.əl/

(adjective) zalim, acımasız, ızdırap veren

Örnek:

It was cruel of him to tease the small child.
Küçük çocuğu kızdırması acımasızcaydı.

envious

/ˈen.vi.əs/

(adjective) kıskanç

Örnek:

She was envious of her sister's success.
Kız kardeşinin başarısını kıskanıyordu.

jealous

/ˈdʒel.əs/

(adjective) kıskanç, haset, koruyucu

Örnek:

She felt jealous of her friend's new car.
Arkadaşının yeni arabasını kıskandı.

hateful

/ˈheɪt.fəl/

(adjective) nefret dolu, iğrenç

Örnek:

His hateful remarks caused a lot of anger.
Onun nefret dolu sözleri çok öfkeye neden oldu.

pessimistic

/ˌpes.əˈmɪs.tɪk/

(adjective) karamsar, pesimist

Örnek:

He has a very pessimistic outlook on life.
Hayata karşı çok karamsar bir bakış açısı var.

inconsiderate

/ˌɪn.kənˈsɪd.ər.ət/

(adjective) düşüncesiz, saygısız

Örnek:

It was very inconsiderate of him to play loud music late at night.
Gece geç saatte yüksek sesle müzik çalması çok düşüncesizceydi.

inflexible

/ɪnˈflek.sə.bəl/

(adjective) esnek olmayan, katı, sert

Örnek:

The company's policy is inflexible on refunds.
Şirketin iade politikası esnek değil.

unstable

/ʌnˈsteɪ.bəl/

(adjective) istikrarsız, değişken, duygusal olarak istikrarsız

Örnek:

The old bridge is structurally unstable.
Eski köprü yapısal olarak istikrarsız.

reckless

/ˈrek.ləs/

(adjective) pervasız, düşüncesiz, umursamaz

Örnek:

He was accused of reckless driving after causing the accident.
Kazaya neden olduktan sonra pervasız sürüşle suçlandı.

arrogant

/ˈer.ə.ɡənt/

(adjective) kibirli, küstah, ukala

Örnek:

His arrogant attitude made him unpopular with his colleagues.
Kibirli tavrı onu meslektaşları arasında sevilmeyen biri yaptı.

calculating

/ˈkæl.kjə.leɪ.t̬ɪŋ/

(adjective) hesapçı, kurnaz

Örnek:

She gave him a calculating look, weighing her options.
Ona hesapçı bir bakış attı, seçeneklerini tartıyordu.

unresponsive

/ˌʌn.rɪˈspɑːn.sɪv/

(adjective) tepkisiz, yanıtsız

Örnek:

The patient was unresponsive to the treatment.
Hasta tedaviye yanıt vermedi.

disorganized

/dɪˈsɔːr.ɡə.naɪzd/

(adjective) düzensiz, dağınık, pasaklı

Örnek:

His desk is always so disorganized, I can never find anything on it.
Masası her zaman çok dağınık, üzerinde hiçbir şey bulamıyorum.

stubborn

/ˈstʌb.ɚn/

(adjective) inatçı, dik başlı, çıkmayan

Örnek:

He was too stubborn to admit he was wrong.
Yanlış olduğunu kabul edemeyecek kadar inatçıydı.

hostile

/ˈhɑː.stəl/

(adjective) düşmanca, hasmane, düşman

Örnek:

The crowd became hostile after the announcement.
Duyurudan sonra kalabalık düşmanca oldu.

emotional

/ɪˈmoʊ.ʃən.əl/

(adjective) duygusal, dokunaklı

Örnek:

She's going through a difficult emotional period.
Zor bir duygusal dönemden geçiyor.

useless

/ˈjuːs.ləs/

(adjective) işe yaramaz, faydasız, beceriksiz

Örnek:

This broken pen is completely useless.
Bu bozuk kalem tamamen işe yaramaz.
Bu kelime setini Lingoland'da öğren