IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5) İçinde Bağlaç zarfları Kelime Seti: Tam ve Ayrıntılı Liste
'IELTS Akademik Kelime Bilgisi (Band 5)' içinde 'Bağlaç zarfları' kelime seti uluslararası standart ders kitaplarından özenle seçilmiş olup kısa sürede kelime dağarcığını mastering yapmanıza yardımcı olur. Tam tanımlamalar, örnek cümleler ve standart telaffuz...
Bu kelime setini Lingoland'da öğren
Şimdi Öğren /əˈdɪʃ.ən.əl.i/
(adverb) ek olarak, ayrıca
Örnek:
Additionally, we need to consider the environmental impact.
Ek olarak, çevresel etkiyi de göz önünde bulundurmalıyız.
/ˈɑːl.soʊ/
(adverb) ayrıca, de, dahi
Örnek:
She is a talented singer and also a great dancer.
O yetenekli bir şarkıcı ve ayrıca harika bir dansçı.
/ˌmɔːrˈoʊ.vɚ/
(adverb) üstelik, ayrıca
Örnek:
The house is beautiful; moreover, it's in a great location.
Ev güzel; üstelik, harika bir konumda.
/ˈfɝː.ðɚ.mɔːr/
(adverb) ayrıca, üstelik
Örnek:
The house is beautiful; furthermore, it's in a great location.
Ev güzel; ayrıca, harika bir konumda.
/ˈðer.fɔːr/
(adverb) bu nedenle, dolayısıyla, bundan dolayı
Örnek:
She was ill, and therefore unable to attend the meeting.
Hastaydı ve bu nedenle toplantıya katılamadı.
/ɪnˈsted/
(adverb) yerine, onun yerine
Örnek:
I don't want coffee; I'll have tea instead.
Kahve istemiyorum; onun yerine çay alacağım.
/ɪn ˈʌð.ər ˈwɜːrdz/
(phrase) başka bir deyişle, yani
Örnek:
He's a very busy man; in other words, he doesn't have time for you.
O çok meşgul bir adam; başka bir deyişle, sana ayıracak zamanı yok.
/æz ə rɪˈzʌlt/
(phrase) sonuç olarak, bunun sonucunda
Örnek:
He didn't study, and as a result, he failed the exam.
Çalışmadı ve sonuç olarak sınavda başarısız oldu.
/ɪn fækt/
(phrase) aslında, gerçekte, hatta
Örnek:
He said he was busy, but in fact, he was just watching TV.
Meşgul olduğunu söyledi ama aslında sadece televizyon izliyordu.
/ɪn əˈdɪʃ.ən/
(phrase) ek olarak, ayrıca
Örnek:
In addition to her full-time job, she volunteers at the animal shelter.
Tam zamanlı işinin yanı sıra, hayvan barınağında gönüllü olarak çalışıyor.
/fɔr ɪɡˈzæm.pəl/
(phrase) örneğin, mesela
Örnek:
Many fruits are good for you, for example, apples and oranges.
Birçok meyve sizin için iyidir, örneğin, elma ve portakal.
/fɔːr ˈɪnstəns/
(phrase) örneğin, mesela
Örnek:
Many countries, for instance, have adopted similar policies.
Birçok ülke, örneğin, benzer politikalar benimsemiştir.
/ˈsɪm.ə.lɚ.li/
(adverb) benzer şekilde, aynı şekilde
Örnek:
The two cases were handled similarly.
İki vaka benzer şekilde ele alındı.